erzincan belgeliği

 
resim - heykel sanatçıları

ana sayfa      +      erzincan belgeliği 1888-1988


 

"ERZİNCAN üzerinden" resim - heykel sanatçıları
Erzincan için üretmiş, Erzincan'da bir süre yaşamış sanatçılar.

 

Ratip Aşir ACUDOĞLU
1898, İstanbul - 1957 İstanbul
Serbest figüratif heykelleri ve anıt çalışmalarıyla tanınan heykelci.
Erzincan, 26 Aralık 1939'da, 32.372 kişinin ölümü ve bütün kentin yerle bir olmasıyla sonuçlanan zelzele felaketi için anıt dikecektir. Anıt, Ratip Aşir'e sipariş edildi.
Ratip, Vakıflardan izin alarak, Yeni Cami'nin arkasındaki Valide türbesinde çalışmaya başladı. Heykeli çamurdan yapacak, sonra alçıya dökecekti. Çalışmaların ilerleyip, sonuca yaklaşıldığı sırada, bir sabah atelyeye girdi ki, kocaman çamur kitlesi parçalanarak yere yayılmış! Zaman daralmıştır.
Heykelin gelişmesini Erzincan adına denetlemekle görevli bulunan Mahir Tomruk telaş içindedir.
Neyse ki, eski öğrencisi Hüseyin Özkan yardıma koşar, heykel bu sefer, alçı olarak yeniden büyütülür. Hüseyin Gezer; Türk Heykeli Türkiye İş Bankası Yayınları, 1984


Ratip Aşir ACUDOĞLU eser ve bilgileri için >>>
 

 

 

 

Cemal Tollu
İstanbul 1899 – İstanbul 1968
1930 kuşağının en önemli sanatçılarından biridir.

D Grubu’nun kurucularından olan Cemal Tollu Paris'ten döndükten ve D GRUBU kurulduktan sonra, Erzincan Askeri Ortaokulu’na öğretmen olarak atanmıştır. D Grubu’nun ilk dönemlerinde inşacı resim anlayışından uzaklaşmış, anıtsal görünümü ile öne çıkan resimler yapmıştır. Anıtsal biçimli resimler heykelsi bir görüntü sunmaktadır. DAL, E., (1997). Cemal Tollu. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi. Cilt 3. İstanbul: Yem Yayınları. s.1799.

Cemal Tollu, Alfabe Okuyan Köylüler, 1933,
MSGSÜ Resim Heykel Müzesi Koleksiyonu

1932 yılında Erzincan'da resim öğretmenliğine başlamıştır. Erzincan’da öğretmenlik yaptığı sırada birçok önemli esere imza atmıştır. Bu eserler arasında, Alfabe Okuyan Köylüler (1933), Bir Öğretmenin Portresi (1933) ve Balerin (1935) gibi üslubunu ve sanat anlayışını yansıtmış önemli eserleri vardır.
1935 yılına kadar Erzincan’da görev yapan sanatçı ardından Ankara Arkeoloji müzesine müdür Yardımcılığı'na atanmıştır. Doç. Dr. Evren KAVUKCU, ERZİNCAN’DAN YOLU GEÇEN ÜÇ SANATÇI:CEMAL TOLLU, REFİK EPİKMAN, NEŞ’E ERDOK
 

 

 

 

Şeref Akdik
İstanbul 1899 - İstanbul 1972

1943 yılında Yurt Gezilerinin altıncısı kapsamında Erzincan’a gelen Akdik,; Erzincan (2 adet), Kahvede Sohbet (Kompozisyon), Erzincan Girlevik Köyü (3 adet), Vazkirt Köyü, Kemah (3 adet), Erzincanlı İhtiyar resimlerini yapmıştır. 31 Ağustos 1941 tarihli Ulus Gazetesi’nde, Altıncı Yurt Gezisi'nde birinciliği Arif Kaptan’ın, ikinciliği Halil Dikmen’in, üçüncülüğü de Şeref Akdik’in kazandığı yayınlanmıştır.
Şeref Akdik, Erzincan’a gittiği yıllarda Gümüşhane, Erzurum, Kayseri ‘den izlenimler edinmiş ve bunları resimlemiştir. Erzincan Kemah’ın canlılığı, musikisi Akdik’i etkilemiştir. Kemah’ın çarşıları içinde renk renk hayatın kaynaştırdığı insanlar, onun için önemli bir anlam ifade eder. ERZİNCAN TARİHİNDE YURT GEZİLERİ; ŞEREF AKDİK, Dr. Öğr. Üyesi Alpaslan AKPINAR

Şeref Akdik, Erzincan Kemah Kalesi ve Pazar Yerl, Mukavva Üz/Y.boya,  56x70cm
Ayşe / Ömer Tavşanoğlu Koleksiyonu


 

 

 

Refik Epikman
İstanbul 1902 – Ankara 1974
Sanatçı Erzincan’da Zelzele, Erzincan’dan Manzara isimli iki eser yapmıştır. 1940 yılında yaptığı ve 1939 Büyük Erzincan Depremi’ni anlatan resim, dönemde çekilen sıkıntıları, insanların karlı bir iklimde sokaklarda kaldığını gösteren belge niteliğinde bir eserdir.
Erzincan’dan Manzara isimli eser ise, Yurt Gezileri sırasında Erzincan’da kaldığı otelin penceresinden bakarak çizdiği ve Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi’nden kopyası ile değiştirildiği düşünülen eserdir. Doç. Dr. Evren KAVUKCU, ERZİNCAN’DAN YOLU GEÇEN ÜÇ SANATÇI:CEMAL TOLLU, REFİK EPİKMAN, NEŞ’E ERDOK

Refik Epikman geziler için “…bu seyahatler her sene tekrarlanmak üzere planlanmış, sanatçıları hayal çevresinden alıp, doğaya çeşitli hayat şartları içerisine ulaştırmıştır. Dolayısıyla halka resim sanatını sevdirmiş, sanatçıya ise memleketi tanıtmıştır16” diyerek, gerçekleştirilen bu gezilerin hem ülke hem de sanatçılar için bir artı değer olduğunu vurgulamıştır.
Erzincan’ın içinde bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesinde ise toplam 161 resim yapılmıştır. Yurt Gezilerinin VI. ve aynı zamanda sonuncusunda gelinen Erzincan’da ise toplam 11 adet resim yapılmıştır. ERZİNCAN TARİHİNDE YURT GEZİLERİ; ŞEREF AKDİK, Dr. Öğr. Üyesi Alpaslan AKPINAR
 

Refik Epikman, Erzincan’da Zelzele, 1940

 

Refik Epikman, Erzincan’dan Manzara

Dönemin Erzincan Milletvekili ve ünlü şair Behçet Kemal Çağlar geziler devam ederken; “Biz Anadolu’ya yayılan ressamlardan yalnız manzara, yalnız desen, yalnız kostüm değil, artık insan ve ruh istiyoruz. Tablolarında bize Türk denen insanı ve Türkiye denince yurdun bütün hususiyetle kokusunu ve havasını getirsinler. Raks eden zeybeği omuz başlarında kanat kesilen cephesi; halı dokuyan kızın canlanıveren mekiği, sabah alacalığında çıplak bir omuz başına benzeyen höyüğü, yurdu gezen ressamların tablolarında ne zaman göreceğiz?” ERZİNCAN TARİHİNDE YURT GEZİLERİ; ŞEREF AKDİK, Dr. Öğr. Üyesi Alpaslan AKPINAR

 

 

 

Şemsi Arel
İstanbul 1906 – İstanbul 1985
Babası, ressam Mehmet Ruhi Bey'dir. İlk resim bilgilerini babasından alan sanatçı, ilk resim çalışmalarını Ankara Halkevi'nde sergiledi.
1924 yılında Sanayi-i Nefise'ye girerek İbrahim Çallı atölyesinde resim eğitimi gördü. Devlet Orta Öğretim Resim Öğretmenliği sınavını kazandı ve 1930 yılında Sanayi-i Nefise'den ikincilikle mezun oldu. Alişar’daki arkeoloji kazısında beş ay süreyle ressam olarak çalıştı.

1935 yılında ressam Maide Arel ile evlenen sanatçı Erzincan Askeri okulda öğretmenlik yaptı, 1939 Erzincan depremini yaşadı. Konya ve Ankara'daki askeri okullarda da öğretmenlik yaptı; 1944'te Konya'da bir kişisel sergi düzenledi.

 

Şemsi Arel, Erzincan'da Tren, 1938 Tuv./Yğb. 85x100cm

Şemsi Arel, 1950’lerden sonra geleneksel hat sanatının etkisinde eserler verdi ve hat sanatından yola çıkarak gerçekleştirdiği geometrik soyut tarzdaki eserleriyle tanındı. 1962 de Venedik Bienali'ne, Viyana'daki Çağdaş Türk Sanatı Sergisi'ne, 1964'te Lugano ve Tahran bölgesel sergilerine, 1966'da Paris, Brüksel, Roma, Berlin ve Viyana'da açılan "Bugünün Türk Sanatı" Sergisine katıldı.

Şemsi Arel eser ve albümleri için >>>

 

 

 

 

Maide Arel
İstanbul 1907 – İstanbul 1997
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde Nazmi Ziya ve Hikmet Onat Atölyelerinden ders aldı. 1930 yılında Akademi'den mezun oldu. 1935'te ressam Şemsi Arel ile evlendi. Eşinin resim öğretmenliği yaptığı Erzincan'da Fransızca ve müzik öğretmenliği yaptı. 1939 Erzincan depremini yaşadı.
 

Maide Arel

Maide Arel, kübizmden hareket eden ve geometrik soyutlama getiren bir sanatçıdır. Eserlerinde kadınların günlük uğraşlarını, eğlence ortamlarını, kendilerine ayırdıkları özel zamanları, modern ve sade bir anlatımla sergilemiştir. Türkiye'de kadın sanatçıların örgütlenmesinde etkili görevler üstlenmiştir.

Maide Arel eser ve albümleri için >>>

 



 

Mehmet Şadi Çalık
Girit 1917 - İzmir 1979
1940-1948 yılları arasında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde profesör Rudolf Belling'in öğrencisi oldu. 1950-1951 yıllarında Paris'te çalıştı. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'nde öğretim üyesi oldu. Neoklasik tarzda başladığı heykel çalışmalarında zamanla daha soyut ve "Minimunizm" adını verdiği heykeliyle birlikte minimalist bir anlayışa yönelen Çalık'ın eserlerinde, sadelik ve açıklık ön plandadır.

1971 DGSA Heykel bölümü profesörü oldu. İzmir´in Kurtuluşu’nun 50. yılı dolayısıyla Yapı Kredi Bankası Kordon Şubesi Binası için “Bağımsızlık” ve “Kalkınma” bronz rölyeflerini yaptı. Ankara Kızılay’da Yapı Kredi Bankası Binası cephesine bir amblem-rölyef, aynı binanın girişinde Selçuk Kûfi yazısından esinle soyut bir rölyef yaptı. 1972 Ankara Etibank Genel Müdürlüğü için Atatürk rölyefini, mimar Orhan Şahinler’in projelendirdiği İstanbul Ticaret Odası binası cephesine taş rölyef ve girişteki dövme bakır rölyefi yaptı. Erzincan Atatürk Anıtını gerçekleştirdi.

Atatürk Heykeli daha sonra bu alandan kaldırılmıştır....(?)

 


 

 

Tan Oral
20 Mayıs 1937, Merzifon)
1945'li yıllarda çocukluk dönemini Erzincan'da yaşadı.
1963'te Mimar Sinan Üniversitesi'nin mimarlık bölümünden mezun olan Tan Oral, üç yıl mesleğini icra ettikten sonra karikatür, film ve çizgi film konularıyla ilgilenmeye başladı. 1969 yılında Sanatçılar Birliği'ne üye olan Oral, 1971'de bu oluşumun başkanlığını yaptı. Bu süreçte Ant, Yeni Gün, Yansıma, Özgür İnsan gibi dergi, gazete, sendika yayın organlarında karikatürleri yayımlandı. Dostlar Tiyatrosu için filmler hazırladı.
İlk kez Politika gazetesinde günlük karikatürler çizmeye başlayan (1976) Tan Oral, daha sonra Cumhuriyet gazetesinde günlük karikatürler çizmeyi sürdürdü. Bir dönem, mezun olduğu Mimar Sinan Üniversitesi'nin Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu'nda öğretim görevlisi olarak çalıştı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi canlandırma sanatları bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

Tan Oral: "Sekiz dokuz yaşlarında Erzincan’daydık. Yine azma dönemlerinin birine giren güçler, köpek düşmanlığı yapıyordu. Striknin adlı zehiri bir lokma ekmek içine koyup rastgele atıyorlardı, bilinirdi. Deprem görmüş kentte araba yoktu ki trafik sorun olsun. Asfaltın ortasında bir karaltı gördüm, meraklandım. Yanına gittim, küçük bir köpek yerde kıvrılmış hareketsiz. Yanı başında dikilen benzeri, başını eğmiş kıpırtısız ona bakıyor, hüzün abidesi gibi. Ne olduğu belli, zehirlemişler.
Bir başka gün, okul arkadaşıma bu olayı anlatırken yürüyorduk. Yol kenarında bitmiş otların üstüne kıvrılıp yatmış çok güzel bir köpek gördük. Yanına varıp çömeldik, göğsü inip kalkıyor uyuyordu. Başını okşadım, kuyruğu ile yanıt verdi. Biz çevreye bakarak muhabbete devam ediyorduk. Ama arkadaş hem benimle konuşuyor hem de hayvanın kızıl renkli tüylerini çekiştirip duruyor, kulağıyla oynuyor ben de boyuna yapma yapma diye ikaz ediyorum onu, aldırmıyor. Göz kapağını açmaya çalışıyor, tam bıyıklarını çekiştirdiği anda köpek harr diye fırladı ondan yana duran koluma dış geçirdi, hızla fırladı gitti. Kan revan içinde eve döndüm, gerekli işler yapıldı. Hâlâ sağ kolumun el ayasıyla dirsek arasında, savaş yarası gibi saygı değer bir diş izi duruyor." https://t24.com.tr/yazarlar/tan-oral/sehir-hayvanlarina-lutfen-sokak-hayvani-demeyiniz,45738


Tan Oral: "Erzincan'daydık çocukluğumda, evin bacası çekmiyormu ne? Çatıya çıktım. Baktım bacanın içine bie karga yuva yapmış, yavrular var orada. Sonra galiba çeşmeye gidiyorum yüzlercesi bana saldırmıştı. Kargaların, insanlara inat, bir dayanışması mı bu acaba?" Ece Ayhan, Hay Hak! Söyleşileri Y.K.Y.
 

... orta ikiye Erzincan'da başlayıp İstanbul'da devam edip İzmir'de tamamlamış. Sürekli şehir ve okul değiştirmesinin etkisini yıllar sonra şöyle anlatır Tan Oral: "Benim için hayat, sevdiklerimden ayrılmak demekti. Hep birileriyle dost olurdum, severdim, kısa süre sonra onlardan ayrılmak zorunda kalırdım ve bunun hayatın bir parçası olduğunu zannederdim. O yıllarda genç bir insan olarak dünyayı, ülkeyi, çevreyi, hayatı, ölümü anlamaya çalışırsın, bütün bunların cevaplarıyla şekillenirsin ama bu dolaşmaların içinde bu cevapları okulda bulamıyordum. İyi öğrenci olamıyordum o yüzden! Tek kanallı bir radyo da çocuk dünyamda fazla yer işgal etmiyordu. Geriye ne kalıyor diye sordum kendime..." https://www.sabah.com.tr/kitap/2015/11/06/adan-zye-tan-oral-cizginin-yalin-ustasi

 

 

 


Neş’e Erdok
İstanbul 1940
1953 yıllarında Ortaokulu Erzincan’da Okuyan sanatçı, resimle de ilk olarak bu yıllarda tanışmıştır. Erzincan’da başladığı resim hayatına, şehrin tek kitapçısı olan Kıyak Kitabevi’nde Picasso, Modigliani ve Matisse’in kitapları ile bir bağlılık kazanmıştır. Aynı dönemde Erzincan Ortaokulu’ndaki resim öğretmeninin dikkatini çekmiş ve öğretmeninin yönlendirmesiyle hayatının dönüm noktalarından birini Erzincan’da yaşamıştır. ARSLAN, N., (2008). Neş’e Erdok. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi. Cilt 1. İstanbul: Yem Yayınları. s.468469.
Neş’e Erdok Erzincan’da başlayan resim tutkusunu, ‘Erzincan’daki Evimiz (1953)’ adlı resminden bahsedildiğinde “Benim resim yapabildiğim okula Akademili bir resim öğretmeni gelince ortaya çıktı” sözleri ile vurgulamıştır. Turgut Minez adlı bu öğretmen sınıfa bir tabure resmi çizdirmiş, ardından da şişe çizme ödevi vermiştir. Küçük Neş’e’nin çizdiklerini görünce bir arkadaşlarını tabureye oturtup onun resmini çizdirmiş, yeteneğinden etkilenerek liseden sonra kesinlikle Akademi’ye gitmesi gerektiğini söylemiştir. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi bu günkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne yine öğretmeninin yönlendirmesiyle kaydolmuştur. İstanbul Art News Gazetesi, Mayıs 2018 Röportajı. “Yaşadığını Resmeden, Resmettiğini Yaşayan Bir Şövale Ressamı: Neş’e Erdok”.; Cumhuriyet Gazetesi, 25 Nisan 2013 Neş’e Erdok Röportajı. “Anlık Duyguların Gözlemcisi

Erzincan’daki yaşadığı dönemi ele alarak yaptığı ‘Erzincan’daki Evimiz’ adlı eser de sanatçının ailesi anne-babası ve abisiyle yaşadığı evin ve Erzincan’ın onda bıraktığı izlenimleridir. Doç. Dr. Evren KAVUKCU, ERZİNCAN’DAN YOLU GEÇEN ÜÇ SANATÇI:CEMAL TOLLU, REFİK EPİKMAN, NEŞ’E ERDOK

Neş’e Erdok, Erzincan’daki Evimiz – 1953 (Neş’e Erdok’un 13 yaşında yaptığı resim.)

Neş'e Erdok: "....ortaokulu okuduğum Erzincan Lisesi’nde, lise kısmında Tahir Alangu edebiyat hocasıydı... Çok güzel bir dönem o. Bizim Türkçe hocamız, onun eşi, çok hoş, sarışın bir hanım vardı. O Türkçe hocamızdı. Lisan hocalarımızın hepsi filoloji mezunuydu mesela o dönem. Okulun tiyatrosu vardı, tiyatro salonu vardı. Hatta fizik hocası bize Moliere’in “Kibarlık Budalası”nı oynattı. Ben de çok küçük bir rolde çıktım. Ağabeyim kılıç hocası oldu falan filan... Bu şekilde. Bunlar tabii insanı etkiliyor. Resim öğretmeni, güzel sanatlar akademisi mezunu biri geldi. O çok önemliydi. Yani, çok etkisi var.

Bir de o dönem, Cumhuriyet gazetesi okuyoruz, bakın bu çok önemli; Cumhuriyet gazetesinde Bedri Rahmi’nin Anadolu gezilerinde yazdığı yazıları çıkıyordu. Siyah beyazlarını basıyorlardı üzerine. Aziz Nesin’in hikâyeleri çıkıyordu. Ondan sonra tefrika edilen romanlar vardı Yaşar Kemallerin... Bunlarla tabii orada karşılaştım. O dönem Erzincan’da bir tane küçük kitabevi vardı. Celalettin Çakmak diye bir genç adam işletiyordu. Oradan ilk böyle cep kitabı halinde resim kitabı gördük. Diğer taraftan Varlık Dergisi alıyorduk, bizim şairlerimiz. Yine Bedri Rahmi’nin siyah beyazları falan... Hatta ağabeyim resim yapardı, Bedri Rahmi etkisi olan... Onları Bedri Rahmi’ye yolladı bir gün. Bedri Rahmi cevap yazdı, bir kartpostal geldi. İşte, “Çocuklar, gayet iyi durumdasınız. Biz sizin zamanınızda bu kadar iyi değildik” falan gibi. Böyle teşvik edici kartpostal da yolladı. Ve o resim öğretmenimiz çok destekledi bizi, “Muhakkak akademiye gidin, akademiye gidin” şeklinde. Bunlar tabii önemli şeyler..." 7 Nisan 2018 Ressam Neş'e Erdok'la yapılan söyleşi Cumhuriyet Gazetesi