"ERZİNCAN üzerinden" resim - heykel
sanatçıları
Erzincan için
üretmiş, Erzincan'da bir süre yaşamış
sanatçılar.

Ratip Aşir ACUDOĞLU
1898, İstanbul - 1957 İstanbul
Serbest figüratif heykelleri ve anıt çalışmalarıyla
tanınan heykelci.
Erzincan, 26 Aralık 1939'da, 32.372 kişinin ölümü ve
bütün kentin yerle bir olmasıyla sonuçlanan zelzele
felaketi için anıt dikecektir. Anıt, Ratip Aşir'e
sipariş edildi.
Ratip, Vakıflardan izin alarak, Yeni Cami'nin
arkasındaki Valide türbesinde çalışmaya başladı. Heykeli
çamurdan yapacak, sonra alçıya dökecekti. Çalışmaların
ilerleyip, sonuca yaklaşıldığı sırada, bir sabah
atelyeye girdi ki, kocaman çamur kitlesi parçalanarak
yere yayılmış! Zaman daralmıştır.
Heykelin gelişmesini Erzincan adına denetlemekle görevli
bulunan Mahir Tomruk telaş içindedir.
Neyse ki, eski öğrencisi Hüseyin Özkan yardıma koşar,
heykel bu sefer, alçı olarak yeniden büyütülür.
Hüseyin Gezer; Türk Heykeli Türkiye İş Bankası
Yayınları, 1984

Ratip Aşir ACUDOĞLU eser ve bilgileri için
>>>

Cemal Tollu
İstanbul 1899 – İstanbul 1968
1930 kuşağının en önemli sanatçılarından biridir.
D Grubu’nun kurucularından olan Cemal Tollu Paris'ten
döndükten ve D GRUBU kurulduktan sonra, Erzincan Askeri
Ortaokulu’na öğretmen olarak atanmıştır. D Grubu’nun ilk dönemlerinde inşacı resim
anlayışından uzaklaşmış, anıtsal görünümü ile öne çıkan
resimler yapmıştır. Anıtsal biçimli resimler heykelsi
bir görüntü sunmaktadır.
DAL, E., (1997). Cemal Tollu.
Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi. Cilt 3. İstanbul: Yem
Yayınları. s.1799.

Cemal Tollu, Alfabe Okuyan Köylüler,
1933,
MSGSÜ Resim Heykel Müzesi Koleksiyonu
1932 yılında Erzincan'da resim
öğretmenliğine başlamıştır. Erzincan’da öğretmenlik
yaptığı sırada birçok önemli esere imza atmıştır. Bu
eserler arasında, Alfabe Okuyan Köylüler (1933), Bir
Öğretmenin Portresi (1933) ve Balerin (1935) gibi
üslubunu ve sanat anlayışını yansıtmış önemli eserleri
vardır.
1935 yılına kadar Erzincan’da görev yapan sanatçı
ardından Ankara Arkeoloji müzesine müdür Yardımcılığı'na
atanmıştır.
Doç. Dr. Evren KAVUKCU,
ERZİNCAN’DAN YOLU GEÇEN ÜÇ SANATÇI:CEMAL TOLLU, REFİK
EPİKMAN, NEŞ’E ERDOK

Şeref Akdik
İstanbul 1899 - İstanbul 1972
1943 yılında Yurt Gezilerinin altıncısı kapsamında
Erzincan’a gelen Akdik,; Erzincan (2 adet), Kahvede
Sohbet (Kompozisyon), Erzincan Girlevik Köyü (3 adet),
Vazkirt Köyü, Kemah (3 adet), Erzincanlı İhtiyar
resimlerini yapmıştır. 31 Ağustos 1941 tarihli Ulus
Gazetesi’nde, Altıncı Yurt Gezisi'nde birinciliği Arif
Kaptan’ın, ikinciliği Halil Dikmen’in, üçüncülüğü de
Şeref Akdik’in kazandığı yayınlanmıştır.
Şeref Akdik, Erzincan’a gittiği yıllarda
Gümüşhane, Erzurum, Kayseri ‘den izlenimler edinmiş ve
bunları resimlemiştir. Erzincan Kemah’ın canlılığı,
musikisi Akdik’i etkilemiştir. Kemah’ın çarşıları içinde
renk renk hayatın kaynaştırdığı insanlar, onun için
önemli bir anlam ifade eder.
ERZİNCAN TARİHİNDE YURT GEZİLERİ;
ŞEREF AKDİK, Dr. Öğr. Üyesi Alpaslan AKPINAR

Şeref Akdik, Erzincan Kemah Kalesi ve
Pazar Yerl, Mukavva Üz/Y.boya, 56x70cm
Ayşe / Ömer Tavşanoğlu Koleksiyonu

Refik Epikman
İstanbul 1902 – Ankara 1974
Sanatçı Erzincan’da Zelzele, Erzincan’dan Manzara
isimli iki eser yapmıştır. 1940 yılında yaptığı ve 1939
Büyük Erzincan Depremi’ni anlatan resim, dönemde çekilen
sıkıntıları, insanların karlı bir iklimde sokaklarda
kaldığını gösteren belge niteliğinde bir eserdir.
Erzincan’dan Manzara isimli eser ise, Yurt
Gezileri sırasında Erzincan’da kaldığı otelin
penceresinden bakarak çizdiği ve Ankara Devlet Resim
Heykel Müzesi’nden kopyası ile değiştirildiği düşünülen
eserdir. Doç. Dr. Evren KAVUKCU,
ERZİNCAN’DAN YOLU GEÇEN ÜÇ SANATÇI:CEMAL TOLLU, REFİK
EPİKMAN, NEŞ’E ERDOK
Refik Epikman geziler için “…bu seyahatler
her sene tekrarlanmak üzere planlanmış, sanatçıları
hayal çevresinden alıp, doğaya çeşitli hayat şartları
içerisine ulaştırmıştır. Dolayısıyla halka resim
sanatını sevdirmiş, sanatçıya ise memleketi
tanıtmıştır16” diyerek, gerçekleştirilen bu gezilerin
hem ülke hem de sanatçılar için bir artı değer olduğunu
vurgulamıştır.
Erzincan’ın içinde bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesinde ise
toplam 161 resim yapılmıştır. Yurt Gezilerinin VI. ve
aynı zamanda sonuncusunda gelinen Erzincan’da ise toplam
11 adet resim yapılmıştır.
ERZİNCAN TARİHİNDE YURT GEZİLERİ;
ŞEREF AKDİK, Dr. Öğr. Üyesi Alpaslan AKPINAR

Refik Epikman, Erzincan’da
Zelzele, 1940

Refik Epikman, Erzincan’dan
Manzara
Dönemin Erzincan Milletvekili ve ünlü şair Behçet
Kemal Çağlar geziler devam ederken;
“Biz Anadolu’ya yayılan ressamlardan yalnız manzara,
yalnız desen, yalnız kostüm değil, artık insan ve ruh
istiyoruz. Tablolarında bize Türk denen insanı ve
Türkiye denince yurdun bütün hususiyetle kokusunu ve
havasını getirsinler. Raks eden zeybeği omuz başlarında
kanat kesilen cephesi; halı dokuyan kızın canlanıveren
mekiği, sabah alacalığında çıplak bir omuz başına
benzeyen höyüğü, yurdu gezen ressamların tablolarında ne
zaman göreceğiz?” ERZİNCAN
TARİHİNDE YURT GEZİLERİ; ŞEREF AKDİK, Dr. Öğr. Üyesi
Alpaslan AKPINAR

Şemsi Arel
İstanbul 1906 – İstanbul 1985
Babası, ressam Mehmet Ruhi Bey'dir. İlk resim
bilgilerini babasından alan sanatçı, ilk resim
çalışmalarını Ankara Halkevi'nde sergiledi.
1924 yılında Sanayi-i Nefise'ye girerek İbrahim
Çallı atölyesinde resim eğitimi gördü. Devlet Orta
Öğretim Resim Öğretmenliği sınavını kazandı ve 1930
yılında Sanayi-i Nefise'den ikincilikle mezun oldu.
Alişar’daki arkeoloji kazısında beş ay süreyle ressam
olarak çalıştı.
1935 yılında ressam Maide Arel ile evlenen
sanatçı Erzincan Askeri okulda öğretmenlik yaptı,
1939 Erzincan depremini yaşadı. Konya ve
Ankara'daki askeri okullarda da öğretmenlik yaptı;
1944'te Konya'da bir kişisel sergi düzenledi.

Şemsi Arel, Erzincan'da Tren, 1938 Tuv./Yğb.
85x100cm
Şemsi Arel, 1950’lerden sonra geleneksel hat sanatının
etkisinde eserler verdi ve hat sanatından yola çıkarak
gerçekleştirdiği geometrik soyut tarzdaki eserleriyle
tanındı. 1962 de Venedik Bienali'ne, Viyana'daki Çağdaş
Türk Sanatı Sergisi'ne, 1964'te Lugano ve Tahran
bölgesel sergilerine, 1966'da Paris, Brüksel, Roma,
Berlin ve Viyana'da açılan "Bugünün Türk Sanatı"
Sergisine katıldı.
Şemsi Arel
eser ve albümleri için
>>>

Maide Arel
İstanbul 1907 – İstanbul 1997
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde Nazmi Ziya
ve Hikmet Onat Atölyelerinden ders aldı. 1930 yılında
Akademi'den mezun oldu. 1935'te ressam Şemsi Arel ile
evlendi. Eşinin resim öğretmenliği yaptığı Erzincan'da
Fransızca ve müzik öğretmenliği yaptı.
1939 Erzincan depremini yaşadı.
Maide Arel
Maide Arel,
kübizmden
hareket eden ve geometrik soyutlama getiren bir
sanatçıdır. Eserlerinde kadınların günlük uğraşlarını,
eğlence ortamlarını, kendilerine ayırdıkları özel
zamanları, modern ve sade bir anlatımla sergilemiştir.
Türkiye'de kadın sanatçıların örgütlenmesinde etkili
görevler üstlenmiştir.
Maide
Arel eser ve albümleri için
>>>

Mehmet Şadi Çalık
Girit 1917 - İzmir 1979
1940-1948 yılları arasında İstanbul Güzel Sanatlar
Akademisi'nde profesör Rudolf Belling'in öğrencisi oldu.
1950-1951 yıllarında Paris'te çalıştı. Devlet Güzel
Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'nde öğretim üyesi oldu.
Neoklasik tarzda başladığı heykel çalışmalarında zamanla
daha soyut ve "Minimunizm" adını verdiği heykeliyle
birlikte minimalist bir anlayışa yönelen Çalık'ın
eserlerinde, sadelik ve açıklık ön plandadır.
1971 DGSA Heykel bölümü profesörü oldu.
İzmir´in Kurtuluşu’nun 50. yılı dolayısıyla Yapı Kredi
Bankası Kordon Şubesi Binası için “Bağımsızlık” ve
“Kalkınma” bronz rölyeflerini yaptı. Ankara Kızılay’da
Yapı Kredi Bankası Binası cephesine bir amblem-rölyef,
aynı binanın girişinde Selçuk Kûfi yazısından esinle
soyut bir rölyef yaptı. 1972 Ankara Etibank Genel
Müdürlüğü için Atatürk rölyefini, mimar Orhan
Şahinler’in projelendirdiği İstanbul Ticaret Odası
binası cephesine taş rölyef ve girişteki dövme bakır
rölyefi yaptı.
Erzincan Atatürk Anıtını gerçekleştirdi.

Atatürk Heykeli daha sonra bu alandan
kaldırılmıştır....(?)

Tan Oral
20 Mayıs 1937, Merzifon)
1945'li yıllarda çocukluk dönemini Erzincan'da yaşadı.
1963'te Mimar Sinan Üniversitesi'nin
mimarlık bölümünden mezun olan Tan Oral, üç yıl
mesleğini icra ettikten sonra karikatür, film ve çizgi
film konularıyla ilgilenmeye başladı. 1969 yılında
Sanatçılar Birliği'ne üye olan Oral, 1971'de bu oluşumun
başkanlığını yaptı. Bu süreçte Ant, Yeni Gün, Yansıma,
Özgür İnsan gibi dergi, gazete, sendika yayın
organlarında karikatürleri yayımlandı. Dostlar Tiyatrosu
için filmler hazırladı.
İlk kez Politika gazetesinde günlük karikatürler çizmeye
başlayan (1976) Tan Oral, daha sonra Cumhuriyet
gazetesinde günlük karikatürler çizmeyi sürdürdü. Bir
dönem, mezun olduğu Mimar Sinan Üniversitesi'nin
Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu'nda öğretim
görevlisi olarak çalıştı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi
Güzel Sanatlar Fakültesi canlandırma sanatları bölümünde
öğretim görevlisi olarak çalıştı.
Tan Oral: "Sekiz dokuz yaşlarında Erzincan’daydık.
Yine azma dönemlerinin birine giren güçler, köpek
düşmanlığı yapıyordu. Striknin adlı zehiri bir lokma
ekmek içine koyup rastgele atıyorlardı, bilinirdi.
Deprem görmüş kentte araba yoktu ki trafik sorun olsun.
Asfaltın ortasında bir karaltı gördüm, meraklandım.
Yanına gittim, küçük bir köpek yerde kıvrılmış
hareketsiz. Yanı başında dikilen benzeri, başını eğmiş
kıpırtısız ona bakıyor, hüzün abidesi gibi. Ne olduğu
belli, zehirlemişler.
Bir başka gün, okul arkadaşıma bu olayı
anlatırken yürüyorduk. Yol kenarında bitmiş otların
üstüne kıvrılıp yatmış çok güzel bir köpek gördük.
Yanına varıp çömeldik, göğsü inip kalkıyor uyuyordu.
Başını okşadım, kuyruğu ile yanıt verdi. Biz çevreye
bakarak muhabbete devam ediyorduk. Ama arkadaş hem
benimle konuşuyor hem de hayvanın kızıl renkli tüylerini
çekiştirip duruyor, kulağıyla oynuyor ben de boyuna
yapma yapma diye ikaz ediyorum onu, aldırmıyor. Göz
kapağını açmaya çalışıyor, tam bıyıklarını çekiştirdiği
anda köpek harr diye fırladı ondan yana duran koluma dış
geçirdi, hızla fırladı gitti. Kan revan içinde eve
döndüm, gerekli işler yapıldı. Hâlâ sağ kolumun el
ayasıyla dirsek arasında, savaş yarası gibi saygı değer
bir diş izi duruyor." https://t24.com.tr/yazarlar/tan-oral/sehir-hayvanlarina-lutfen-sokak-hayvani-demeyiniz,45738

Tan Oral: "Erzincan'daydık çocukluğumda, evin bacası
çekmiyormu ne? Çatıya çıktım. Baktım bacanın içine bie
karga yuva yapmış, yavrular var orada. Sonra galiba
çeşmeye gidiyorum yüzlercesi bana saldırmıştı.
Kargaların, insanlara inat, bir dayanışması mı bu
acaba?" Ece Ayhan, Hay Hak!
Söyleşileri Y.K.Y.
... orta ikiye Erzincan'da başlayıp
İstanbul'da devam edip İzmir'de tamamlamış. Sürekli
şehir ve okul değiştirmesinin etkisini yıllar sonra
şöyle anlatır Tan Oral: "Benim için hayat,
sevdiklerimden ayrılmak demekti. Hep birileriyle dost
olurdum, severdim, kısa süre sonra onlardan ayrılmak
zorunda kalırdım ve bunun hayatın bir parçası olduğunu
zannederdim. O yıllarda genç bir insan olarak dünyayı,
ülkeyi, çevreyi, hayatı, ölümü anlamaya çalışırsın,
bütün bunların cevaplarıyla şekillenirsin ama bu
dolaşmaların içinde bu cevapları okulda bulamıyordum.
İyi öğrenci olamıyordum o yüzden! Tek kanallı bir radyo
da çocuk dünyamda fazla yer işgal etmiyordu. Geriye ne
kalıyor diye sordum kendime..."
https://www.sabah.com.tr/kitap/2015/11/06/adan-zye-tan-oral-cizginin-yalin-ustasi

Neş’e Erdok
İstanbul 1940
1953 yıllarında Ortaokulu Erzincan’da Okuyan
sanatçı, resimle de ilk olarak bu yıllarda tanışmıştır.
Erzincan’da başladığı resim hayatına, şehrin tek
kitapçısı olan Kıyak Kitabevi’nde Picasso, Modigliani ve
Matisse’in kitapları ile bir bağlılık kazanmıştır. Aynı
dönemde Erzincan Ortaokulu’ndaki resim öğretmeninin
dikkatini çekmiş ve öğretmeninin yönlendirmesiyle
hayatının dönüm noktalarından birini Erzincan’da
yaşamıştır. ARSLAN, N., (2008). Neş’e
Erdok. Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi. Cilt 1. İstanbul:
Yem Yayınları. s.468469.
Neş’e Erdok Erzincan’da başlayan resim tutkusunu,
‘Erzincan’daki Evimiz (1953)’ adlı resminden
bahsedildiğinde “Benim resim yapabildiğim okula
Akademili bir resim öğretmeni gelince ortaya çıktı”
sözleri ile vurgulamıştır. Turgut Minez adlı bu öğretmen
sınıfa bir tabure resmi çizdirmiş, ardından da şişe
çizme ödevi vermiştir. Küçük Neş’e’nin çizdiklerini
görünce bir arkadaşlarını tabureye oturtup onun resmini
çizdirmiş, yeteneğinden etkilenerek liseden sonra
kesinlikle Akademi’ye gitmesi gerektiğini söylemiştir.
İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi bu günkü adıyla
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne yine
öğretmeninin yönlendirmesiyle kaydolmuştur.
İstanbul Art News Gazetesi, Mayıs 2018
Röportajı. “Yaşadığını Resmeden, Resmettiğini Yaşayan
Bir Şövale Ressamı: Neş’e Erdok”.; Cumhuriyet Gazetesi,
25 Nisan 2013 Neş’e Erdok Röportajı. “Anlık Duyguların
Gözlemcisi
Erzincan’daki yaşadığı dönemi ele alarak yaptığı
‘Erzincan’daki Evimiz’ adlı eser de sanatçının ailesi
anne-babası ve abisiyle yaşadığı evin ve Erzincan’ın
onda bıraktığı izlenimleridir. Doç.
Dr. Evren KAVUKCU, ERZİNCAN’DAN YOLU GEÇEN ÜÇ
SANATÇI:CEMAL TOLLU, REFİK EPİKMAN, NEŞ’E ERDOK

Neş’e Erdok, Erzincan’daki Evimiz
– 1953 (Neş’e Erdok’un 13 yaşında yaptığı resim.)
Neş'e Erdok: "....ortaokulu okuduğum Erzincan
Lisesi’nde, lise kısmında Tahir Alangu edebiyat
hocasıydı... Çok güzel bir dönem o. Bizim Türkçe
hocamız, onun eşi, çok hoş, sarışın bir hanım vardı. O
Türkçe hocamızdı. Lisan hocalarımızın hepsi filoloji
mezunuydu mesela o dönem. Okulun tiyatrosu vardı,
tiyatro salonu vardı. Hatta fizik hocası bize Moliere’in
“Kibarlık Budalası”nı oynattı. Ben de çok küçük bir
rolde çıktım. Ağabeyim kılıç hocası oldu falan filan...
Bu şekilde. Bunlar tabii insanı etkiliyor. Resim
öğretmeni, güzel sanatlar akademisi mezunu biri geldi. O
çok önemliydi. Yani, çok etkisi var.
Bir de o dönem, Cumhuriyet gazetesi okuyoruz, bakın bu
çok önemli; Cumhuriyet gazetesinde Bedri Rahmi’nin
Anadolu gezilerinde yazdığı yazıları çıkıyordu. Siyah
beyazlarını basıyorlardı üzerine. Aziz Nesin’in
hikâyeleri çıkıyordu. Ondan sonra tefrika edilen
romanlar vardı Yaşar Kemallerin... Bunlarla tabii orada
karşılaştım. O dönem Erzincan’da bir tane küçük kitabevi
vardı. Celalettin Çakmak diye bir genç adam işletiyordu.
Oradan ilk böyle cep kitabı halinde resim kitabı gördük.
Diğer taraftan Varlık Dergisi alıyorduk, bizim
şairlerimiz. Yine Bedri Rahmi’nin siyah beyazları
falan... Hatta ağabeyim resim yapardı, Bedri Rahmi
etkisi olan... Onları Bedri Rahmi’ye yolladı bir gün.
Bedri Rahmi cevap yazdı, bir kartpostal geldi. İşte,
“Çocuklar, gayet iyi durumdasınız. Biz sizin zamanınızda
bu kadar iyi değildik” falan gibi. Böyle teşvik edici
kartpostal da yolladı. Ve o resim öğretmenimiz çok
destekledi bizi, “Muhakkak akademiye gidin, akademiye
gidin” şeklinde. Bunlar tabii önemli şeyler..."
7 Nisan 2018 Ressam Neş'e Erdok'la
yapılan söyleşi Cumhuriyet Gazetesi
|