dB 13. sayı    haziran 2018

 
"Derinlik; düşüncede, davranışta, yaşam biçiminde ..."


Özdemir Altan
 
ders BELGELİĞİ Çalışma Grubu, 26 Mayıs 2011 tarihli Özdemir Altan Söyleşisi

 

Dünya sanatında dirsek teması; Geçmiş ve yeni… Benim resimlerimdeki referanslar hala gözüküyor. Velazquez gözüküyor, Japon estampları gözüküyor. Çünkü çocukluğumdan beri ben bunlarla haşır-neşirim. Bütün dünya sanatçıları da böyledir. Niye böyle? Çünkü memleketlerinde müzeler var ve sık sık sergiler düzenleniyor. Türkiye’de müze yok. Yani af edersiniz ama Orhan Peker ile Turan Erol’un işiyle olmaz. Sanat devlerden öğrenilir.

Pieter Brueghel’in, Körlerini bilir misiniz? Capodimonte Ulusal Müzesi’nde baş belası bir resim. Şaheser! Bu resim, sizce 200 yıldır İstanbul’da bir duvarda asılı olsaydı, Hoca Ali Rıza gibi bir pazar ressamı olacak mıydı? Onun devamında Seurat olacaktı, Van Gogh olacaktı. Yani Türkiye’de, sanatın olmasına imkan yok, çünkü kriter yok. Müze’deki şaheserler müşfik ve otoriter baba gibidir. Ailenin çocuğunun yanlış yapmasını engeller. Kriterdir o.

Espas nedir?

Kelime anlamı, derinlik, uzam, atmosfer, aralık… Devamlı olarak üç boyutu ifade eden bir şey. Üç boyut demek, iki boyuta karşı olan, ona direnen bir kavram demektir. Demek ki yüzeyselliğe karşı derinlik… Düşünce şeklinin tekdüze olması Osmanlı döneminden geliyor. Bakınız Cervantes ve Shakespeare’in metinlerine göz attığımızda, Osmanlı imparatorluğunda öyle bir metni yazmaya imkan yok. Adama yazdırmazlar onları. Shakespeare oyunlarını bilirsiniz; kötü krallar vardır, prens vardır ihanet eder, vs. O oyunlar, Osmanlı sarayında gösterilse tez vakitte alırlar kellesini. Yani iş çok kötü başlamış ve çok eski hikaye… Derinlik; düşüncede, davranışta, yaşam biçiminde ve üç boyutun devamı sanatta. Sanat, gelişmişlik ürünü olduğuna göre, espas da bu. Şimdi gelelim örneklerine, benim hangi resmime bakarsanız bakın göreceksiniz, dikkat ederseniz, hiçbirisi yüzeyde değil. Yani klasik sanatta önce şu var, arkada bu var ama resmi ters çevirirseniz göreceksiniz ki espas hala devam ediyor. Resim, soyut olarak espasına devam ediyor.

Bakın ben derslerimde genellikle Paolo Uccello’nun, San Romano Savaşı’nı örnek olarak gösteririm. Resmi ters çeviriyoruz ve biçimlerin birbirinden farklılıkları dolayısı ile farklı espaslar oluşuyor. Sanat, birbirinden farklı kavram, köken, yapı ve mantıkların bir araya gelmesiyle oluşur. Çünkü birbirinden farklı olduğu zaman espas doğmaya başlıyor. Ama farklılıktan kastım; bu insan, bu köpek, bu kedi değil. Bahsettiğim doku, renk ve benzeri farklılıklar.

Hiç unutmam, ben öğrenciyken hocam Zeki Faik İzer “Özdemir Bey, tıkıyorsunuz resmi.” derdi. Sonradan açıldım tabii. Espasın ön planda olması ve Türk resmine kazandırılması için çok büyük direnç gösterdim. …Biz resmi tuvalin yüzeyine değil boşluğuna yaparız. İnsanlar genellikle resimde konu olduğu için espas var zannediyor ama öyle değil.

…Tabi söz konusu olan, bunların organizasyonu. Yani hangisinin ne zaman, nereye geleceği önemli. Böylelikle vokabüler zenginlik doğuyor. Sanatta, vokabüler zenginlik çok önemlidir. Vokabüler zenginlik; yani edebiyatta, müzikte, sinemada, resimde sözcük zenginliği… Tabii özgün olması lazım, kendi dilimiz neyse o olmalı. Kolaj bunu uygulamada çok büyük bir avantaj sağlıyor bana. Farklı elemanları bir araya getirmek yapımda var. Bu özelliğim resmime ve kolajlarıma yansıdı. Farklı elemanların bir araya gelmesiyle karmaşa da doğabilir, ama doğmaması lazım. Aynı şey sinema için de geçerli. İyi bir yönetmen elemanları yani figürleri, atmosferi, ortamı, dekoru, ışığı, konunun akışı, konunun bir noktasına verdiği dozu iyi bir şekilde organize eder. Sonuçta bir bütünlük… Tabii ki Türk sanatı kolay kolay erişemez bunlara. Çok iyi bir kompozitör lazım… Kompozitör, besteci demek, yani elemanları iyi organize eden kimse anlamında... Yoksa konular basit, ama biri şaheser yapar, biri sıradan film yapar.

Çocukluğumdan beri, Türk düşünce sisteminin yalınkat, Türk sanatının espastan uzak, tekdüze olduğunu düşünüyorum. Bu düşünceyi bana Türk resmi hediye etti. Bu, bir tepkidir. Bende tepki hep vardı. Zaten başka insanlar gibi olmamak üzere çocukluğumdan beri alışkanlığım vardır ve bu alışkanlık, işime yaradı. Türk müziğindeki elemanlara bakın, eleman yok. Brahms’ı dinliyorsun, orkestranın göğsü körük gibi nefes alıyor. Operayı opera yapan elemanlardır; Soprano, Mezzosoprano, Alto, bariton, tenor... Bunlar önümüzden geçiyor, bazen üst üste binerek yeni bir renk oluşturuyorlar. İşte espas!
 


Söyleşinin tamamını
www.youtube.com/watch?v=slO-fqv0qhY 
adresinden izleyebilirsiniz.

 

Kaynak
ders BELGELİĞİ Çalışma Grubu, 26 Mayıs 2011 tarihli Özdemir Altan Söyleşisi.
Emeği Geçenler; Başak Topkaya, İzzet Eray Kılıçay, Özlem Atar, Selva Kenavlı, Elif Sinem Hacim, Filiz Kansu, Sümeyye Kıraç, Hacer Uzuner, Gülden Sönmüş, Gönül Karaçömlek. Kurgu-Montaj; Can İpek, Gülşah Sezer, Hasan Aktaş. Kamera; Ahmet Özdemir, Mustafa Aykurt, Ufuk Ülker. İletişim Sorumlusu; Ahmet Özdemir.