"Derinlik; düşüncede,
davranışta, yaşam biçiminde ..."
Özdemir Altan
ders BELGELİĞİ Çalışma Grubu, 26 Mayıs 2011 tarihli Özdemir
Altan Söyleşisi
Dünya sanatında dirsek teması; Geçmiş ve yeni…
Benim resimlerimdeki referanslar hala gözüküyor. Velazquez
gözüküyor, Japon estampları gözüküyor. Çünkü çocukluğumdan
beri ben bunlarla haşır-neşirim. Bütün dünya sanatçıları da
böyledir. Niye böyle? Çünkü memleketlerinde müzeler var ve sık
sık sergiler düzenleniyor. Türkiye’de müze yok. Yani af
edersiniz ama Orhan Peker ile Turan Erol’un işiyle olmaz.
Sanat devlerden öğrenilir.
Pieter Brueghel’in, Körlerini bilir misiniz? Capodimonte
Ulusal Müzesi’nde baş belası bir resim. Şaheser! Bu resim,
sizce 200 yıldır İstanbul’da bir duvarda asılı olsaydı, Hoca
Ali Rıza gibi bir pazar ressamı olacak mıydı? Onun devamında
Seurat olacaktı, Van Gogh olacaktı. Yani Türkiye’de, sanatın
olmasına imkan yok, çünkü kriter yok. Müze’deki şaheserler
müşfik ve otoriter baba gibidir. Ailenin çocuğunun yanlış
yapmasını engeller. Kriterdir o.
Espas nedir?
Kelime anlamı, derinlik, uzam, atmosfer, aralık… Devamlı
olarak üç boyutu ifade eden bir şey. Üç boyut demek, iki
boyuta karşı olan, ona direnen bir kavram demektir. Demek ki
yüzeyselliğe karşı derinlik… Düşünce şeklinin tekdüze olması
Osmanlı döneminden geliyor. Bakınız Cervantes ve Shakespeare’in metinlerine göz attığımızda, Osmanlı
imparatorluğunda öyle bir metni yazmaya imkan yok. Adama
yazdırmazlar onları. Shakespeare oyunlarını bilirsiniz; kötü
krallar vardır, prens vardır ihanet eder, vs. O oyunlar,
Osmanlı sarayında gösterilse tez vakitte alırlar kellesini.
Yani iş çok kötü başlamış ve çok eski hikaye… Derinlik;
düşüncede, davranışta, yaşam biçiminde ve üç boyutun devamı
sanatta. Sanat, gelişmişlik ürünü olduğuna göre, espas da bu.
Şimdi gelelim örneklerine, benim hangi resmime bakarsanız
bakın göreceksiniz, dikkat ederseniz, hiçbirisi yüzeyde değil.
Yani klasik sanatta önce şu var, arkada bu var ama resmi ters
çevirirseniz göreceksiniz ki espas hala devam ediyor. Resim,
soyut olarak espasına devam ediyor.
Bakın ben derslerimde genellikle Paolo Uccello’nun, San Romano
Savaşı’nı örnek olarak gösteririm. Resmi ters çeviriyoruz ve
biçimlerin birbirinden farklılıkları dolayısı ile farklı
espaslar oluşuyor. Sanat, birbirinden farklı kavram, köken,
yapı ve mantıkların bir araya gelmesiyle oluşur. Çünkü
birbirinden farklı olduğu zaman espas doğmaya başlıyor. Ama
farklılıktan kastım; bu insan, bu köpek, bu kedi değil.
Bahsettiğim doku, renk ve benzeri farklılıklar.
Hiç unutmam, ben öğrenciyken hocam Zeki Faik İzer “Özdemir
Bey, tıkıyorsunuz resmi.” derdi. Sonradan açıldım tabii.
Espasın ön planda olması ve Türk resmine kazandırılması için
çok büyük direnç gösterdim. …Biz resmi tuvalin yüzeyine değil
boşluğuna yaparız. İnsanlar genellikle resimde konu olduğu
için espas var zannediyor ama öyle değil.
…Tabi söz konusu olan, bunların organizasyonu. Yani hangisinin
ne zaman, nereye geleceği önemli. Böylelikle vokabüler
zenginlik doğuyor. Sanatta, vokabüler zenginlik çok önemlidir.
Vokabüler zenginlik; yani edebiyatta, müzikte, sinemada,
resimde sözcük zenginliği… Tabii özgün olması lazım, kendi
dilimiz neyse o olmalı. Kolaj bunu uygulamada çok büyük bir
avantaj sağlıyor bana. Farklı elemanları bir araya getirmek
yapımda var. Bu özelliğim resmime ve kolajlarıma yansıdı.
Farklı elemanların bir araya gelmesiyle karmaşa da doğabilir,
ama doğmaması lazım. Aynı şey sinema için de geçerli. İyi bir
yönetmen elemanları yani figürleri, atmosferi, ortamı, dekoru,
ışığı, konunun akışı, konunun bir noktasına verdiği dozu iyi
bir şekilde organize eder. Sonuçta bir bütünlük… Tabii ki Türk
sanatı kolay kolay erişemez bunlara. Çok iyi bir kompozitör
lazım… Kompozitör, besteci demek, yani elemanları iyi organize
eden kimse anlamında... Yoksa konular basit, ama biri şaheser
yapar, biri sıradan film yapar.
Çocukluğumdan beri, Türk düşünce sisteminin yalınkat, Türk
sanatının espastan uzak, tekdüze olduğunu düşünüyorum. Bu
düşünceyi bana Türk resmi hediye etti. Bu, bir tepkidir. Bende
tepki hep vardı. Zaten başka insanlar gibi olmamak üzere
çocukluğumdan beri alışkanlığım vardır ve bu alışkanlık, işime
yaradı. Türk müziğindeki elemanlara bakın, eleman yok.
Brahms’ı dinliyorsun, orkestranın göğsü körük gibi nefes
alıyor. Operayı opera yapan elemanlardır; Soprano,
Mezzosoprano, Alto, bariton, tenor... Bunlar önümüzden geçiyor,
bazen üst üste binerek yeni bir renk oluşturuyorlar. İşte
espas!
Kaynak ders BELGELİĞİ Çalışma Grubu, 26 Mayıs 2011 tarihli Özdemir
Altan Söyleşisi.
Emeği Geçenler; Başak Topkaya, İzzet Eray Kılıçay, Özlem Atar,
Selva Kenavlı, Elif Sinem Hacim, Filiz Kansu, Sümeyye Kıraç,
Hacer Uzuner, Gülden Sönmüş, Gönül Karaçömlek. Kurgu-Montaj;
Can İpek, Gülşah Sezer, Hasan Aktaş. Kamera; Ahmet Özdemir,
Mustafa Aykurt, Ufuk Ülker. İletişim Sorumlusu; Ahmet Özdemir.