Fatmanur Atik: Takiyettin Mengüşoğlu'nun,
sizi düşündüren yönleri ve en çok dikkat edilmesi gereken
özgünlüğü nedir?
Kuçuradi: Takiyettin Mengüşoğlu'nun antropolojisinin
özgün yanı, tür olarak insanı “fenomenler”inden yakalamaya
çalışmasıdır. ‘Fenomen’ kelimesi burada, insanın yapısal
özellikleri –her tek insanda şu veya bu şekilde ortaya çıkan
özellikleri– kastedilmektedir. Hocanın antropolojisi böyle
fenomenlerin analizinden ve bu fenomenlerle ilgili olan
gerçeklikten/günlük yaşamdan aldığı örneklerden oluşuyor.
Fatmanur Atik: Filozof diyorsunuz, öyleyse çağını aşan
klasikleşmiş evrensel bir insandan bahsediyorsunuz. Felsefey,
hangi hususta temellendirerek çağına sunmuştur? Çağa ilişkin
problemlerine değinebilir misiniz?
Kuçuradi: Felsefe alanında yeni bilgiler getiren ve bu
bilgilerle insanların gerçeklikte olan bitende o zamana kadar
farkında olmadıkları bazı şeyleri görmelerine yardımcı olana
filozof diyorsak, Hoca bir filozoftur: antropoloji alanında
böyle bilgiler getirdi. Filozoflar çağın sorunlarına olduğu
gibi, ülkelerinin sorunlarına da dikkat çekiyor. Bu sorunlara
örnek olarak, Hocanın 1968’de Almanca ve Türkçe yayınlanan
“Tarihîlik ve Tarihsizlik” makalesi olabilir. Tarih bilincinin
sağladıklarının üzerinde duruyor. Derslerde de çok defa
insanlarımızda yeterince tarih bilinci olmadığını söylerdi.
Hatta kendisinin doğup büyüdüğü şehirdeki Selçuklulardan kalan
tarihsel eserlerin öneminin Almanya’ya gidip döndükten sonra
farkına vardığını –bu anlamda onları ilk defa “gördüğünü”–
söylemişti bize.
Fatmanur Atik: Değeri bilinmeyen bir filozof dersek, sebebi
nedir? Hâlbuki o ders anlatırken oditoryumlar, amfiler dolar
ve taşarmış... Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kuçuradi: Mengüşoğlu'nun değerini biliyoruz. Ama
bilenler, ancak Türkçe yazılmış eserlerini okumuş olanlar ve
Felsefî Antropolojideki gelişmeleri bilenlerdir. Antropolojisi
dünya düzeyinde okunan bir dille yazılmadığı için, dünya
düzeyinde dikkati çekmemiştir.
Fatmanur Atik: Husserl'a göre, “gerçekten felsefeci olmak
isteyen kişi, yaşamında en az bir kez içine kapanmalı ve o
zamana kadar kabullenilmiş bilimleri hiçe sayarak yeniden
kurmalıdır.” Bu anlamda, görüngübilim öğretilerini Türkiye'de
tanıtmaya çalışan hocanız Mengüşoğlu için, fenomen filozof
Husserl'ın sözünü nasıl anlamlandırırsınız?
Kuçuradi: Husserl’le ilgili söylediğinizi biraz daha
dikkatli dile getirmek iyi olur. Felsefeci değil de, yeni
bilgi getiren filozof, belli bir özellik gösteren (felsefî)
bir problemden, bir aykırılıktan yola çıkar. Bu ‘aykırılık’
dediğimin de çeşitleri vardır. Bu aykırılığı incelerken,
baktığı yer gerçekliktir, tek tek “şeyler”dir. Ama bunları
kavrayabilmek için, adlarını doğru takmak için açık kavramlara
ihtiyaç vardır. Fenomenoloji bu kavram içeriklerini doğru
saptamada uygun bir yol: ne olduğunu bilmek istenen şeyin
şimdi ve buradasını (hic et nunc) parantez içine alarak (epoche)
neliğini (Wesen) görebilme yolu. Husserl bunun bir tek örnekte
yapılabileceğini söylüyor. Bir tek örnek bana yetmiyor. M. Ö.
4. yüzyılda Platon buna benzer bir yol önermişti. Menon
dialoğunda Sokrates’in “şekil nedir?” sorusuna cevap verirken
– ‘şekil’ ile ‘bir şekil’ arasında ayrım yaparken– izlediği
yola dikkat edin.
Husserl’in, andığınız sözünü –Nietzsche’deki deve-aslan-çocuk
aşamalarındaki çocuğa paralel olarak– “yüksüz” bakmak/değer
yargıları aracılığı olmadan bakmak şeklinde de anlamak mümkün.
Fatmanur Atik: Takiyettin Mengüşoğlu, ''felsefe yapmayı
öğretti'' diyorsunuz. Aslında bu, öğrenmeyi öğretmiş olmak.
Felsefeyi bu bağlamda nasıl ele alıyordu? Bunu nasıl
başarabildi?
Kuçuradi: “Felsefe yapmayı öğretti” derken, gördüğümüz
bir problemin/bir aykırılığın nasıl ele alınabileceğini kendi
yazdıklarıyla gösterdi.
Fatmanur Atik: Hocası Nicolai Hartmann, materyalist ve
idealist kavramlarını revize ederek yeni bir anlayış ortaya
çıkarır. Mengüşoğlu'nun 20.yy'da aslında Türkiye'ye
tanıtmaya çalıştığı şeylerden biri de buydu. Bu çıkış
noktasından hareketle ne tür sorunları çözmeye çalıştığını
söyleyebilir misiniz?
Kuçuradi: İdealizm, realizm, materyalizm felsefede
bilgi felsefesiyle ve varlık felsefeleriyle ilgili -izm’lerdir.
Ama bizde daha çok popüler anlamda –materyalizm maddî şeylere
düşkünlük, idealizm de maddî şeylere, paraya önem vermemek
anlamında– kullanıldığı için, bu -izm’lerin felsefede ne
anlama geldiğine dikkat çekti.
Fatmanur Atik: Üzerine yeni temeller kurduğunuz fakat
öncülüğünü hocanızın attığı bir felsefe var mı?
Kuçuradi: 1997’de, Hocanın anısına hazırladığımız kitap
için yazdığım yazıda şöyle demiştim: “…bu antropoloji,
felsefenin insanla ilgili diğer alanlarındaki problemlere
bakmada hareket noktası oluşturabiliyor.” Örneğin “insan
haklarıyla ilgili yaptığım çalışmaları, Hocanın fenomen
analizleri, kendisinin yapmadığı bir ayrımı: insanın
özellikleri ile insanın olanakları arasında bir ayrım yapmamı
sağladı. Bu ayrım, daha sonra, beni (tür olarak) insanın
çeşitli olanaklarının farklılık gösteren değerinin bilgisine
götürdü. Bu bilgi de, insan hakları fikrinin türetildiği
öncüllerden birinin, insanın bazı olanaklarının değerinin
bilgisi olduğunu görebilmemi sağladı.
Fatmanur Atik: Takiyettin Mengüşoğlu'dan size miras kalan
bir kriter olarak felsefe eğitimini ele alırsak, günümüz
felsefe öğretmenlerinin nasıl olması gerektiğini önerirsiniz?
Kuçuradi: Felsefe öğretmenlerinin –ama aslında
herkesin– öğrenmesi gereken bir şey, doğru bağlantı kurmaktır:
ele aldıkları ne ise, ona bağlantıları içinde bakabilmek ve
söyledikleri bir cümlenin emplikasyonlarını –onunla aynı
zamanda ne söylediklerini, mantıksal sonuçlarını– görebilmek.
Öğretmenlerin donanımını oluşturması gereken bir şey de, etik
değer bilgisi ve bunun etrafındaki her şey. Bunlar
öğretmenlerin dağarcığını oluşturmalı, derim. Öğretmenlerin
öğrenmesi gereken bir şey de “sokratik metod”u
kullanabilmektir. Bugün “öğrenci odaklı” denilen eğitim, çoğu
zaman, sokratik metodun (kullanacağım kelime için bağışlayın
beni) “sulandırılmış” biçimidir.
Değerli hocamız İoanna Kuçuradi, hocası olan
Takiyettin Mengüşoğlu ile var olan bağımızın yaşayan kuvvetli
bir ifadesidir. Bu söyleşi ile Ders Belgeliği’ne katkıda
bulunan Kuçuradi’ye en içten teşekkür ve saygılarımı
sunmaktayım. Hiç kuşkusuz H. Avni Öztopçu hocamın bu söyleşi
fikrini tarafıma sunmuş olması gurur vericidir. Bu nedenle
hocam H.Avni Öztopçu’ya da şükranlarımı ifade etmek isterim. 3
Ocak 2018 tarihli e-mailimde bireysel olarak hazırlamış
olduğum soruları kendisine ilettim ve 11 Şubat 2018 tarihinde,
bizlere cevaplarını ilettiler. Söyleşimizin amacı,
‘’Takiyettin Mengüşoğlu hakkında daha fazla bilgi edinmek’’
arzusu idi. Ele aldığımız amaç doğrultusunda, bundan sonraki
süreçte de faaliyetlerimizi sürdüreceğimizi umuyor, T.
Mengüşoğlu’nun diğer öğrencileri ile de iletişime geçerek ve
hızımızı biraz daha arttırarak, ele aldığımız sorunun çözümüne
ışık tutmayı hedefliyoruz.
ders BELGELİĞİ 2017 Mezunu; Fatmanur Atik
Kaynak
ders BELGELİĞİ Çalışma Grubu, 11 Şubat 2018 tarihli İoanna
Kuçuradi Röportajı
Röportaj; Fatmanur Atik.