dB 13. sayı    haziran 2018

 
Köy Enstitüleri


Pakize Türkoğlu
 
ders BELGELİĞİ Çalışma Grubunun, 20 Mart 2015 tarihli Pakize Türkoğlu Söyleşisi

 

Köy Enstitüleri’nin yüksek kısmında tiyatro, resim ve müzik gibi tüm sanat dallarını içeren bir güzel sanatlar bölümü vardı. Köy Enstitüleri’nin yüksek bölümünden çıkanlar, resim öğretmeni ya da müzik öğretmeni olurlardı. Köy Enstitüleri’nde tamamen üretici eğitim vardı. Üretici eğitim bambaşka bir yöntemdir. Bugün sizin aldığınız eğitime, yaparak öğrenme deniyor. Yaparak öğrenme, üretim amaçlı olmayan, küçük objeler yaparak eğitim vermek demektir. Bu pahalı bir eğitimdir. Batı endüstri toplumlarının zengin zamanlarında hayata geçirdikleri bir yöntemdir. Öğrenci orada da resim ve mimari öğreniyor. Ama çok malzeme ve zaman tüketerek öğreniyor.

1955 yılında, Köy Enstitüleri kurulurken herkes okur-yazar olacak diye yasaya koyulmuş. Halkı mesleğe ve üretime yöneltmek gibi birçok ilkeleri var. İsmail Hakkı Tonguç, “Bu yöntemle bir eğitim yapmak, hatta sadece bir öğretmen yetiştirmek için 100 yıl gerekiyor,” diyor. O zamanlarda bu, biraz da zorunluluktan oluyor. Tonguç, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-iş Öğretmenliği Bölümü’nden mezun ve iş derslerine giriyor. Orada yaptıkları ufak tefek araçları-objeleri büyük üretime dönüştürerek bunun üstesinden gelebileceklerini düşünüyor. “Hem okulların eğitim giderlerini azaltırız hem de insanları üreterek öğrenmeye yöneltiriz,” diyor. Bunu yap ve dene diyorlar. Tonguç, bunu öncelikle öğretmen kurslarında deniyor. Örneğin fasulye ya da bazı bitkiler yetiştirmek... Bir saksıya bir fasulye konur ve çocuklar sabah gelip fasulyenin büyüdüğünü görürler. Köy Enstitülerinde bu uygulama, fasulye tarlasında yapılıyor. Bir başka örnek, öğrenciler kibrit çöpleriyle gayet güzel maket evler yapabiliyor. Köy Enstitüleri, bunu bina yapmaya dönüştürüyor.

…Üretici eğitim yöntemi, 21.yüzyıla örnek olabilecek bir eğitim modelidir. Köy Enstitüleri, böyle hazır binalar yapılarak kurulmuyor. …Köy Enstitüleri hiç bir eğitim kurumunu ve mevcut sistemi rahatsız etmeden kendi sistemini kurup geliştiriyor. Büyük bir arazi üstünde (600-1000 dönüm), yola yakın yerlerde, şehrin ve köyün yakınında kuruluyor. Köy demişken şunu da belirtmek gerekiyor: O dönemler de nüfusun %85 i köylerde oturduğu için üretici eğitim modeli özellikle köylerde uygulanıyor. Çünkü kentlerde ve kasabalarda nüfus az. Onun için, Köy Enstitüleri, köylere ve demir yollarına yakın yerlerde üretici yöntem ile kendi kendini kuruyor…

…Ben, Aksu Köy Enstitüsü’nde okudum. Öğrenciler bina, kaldırım ve yol yapıyorlardı. Ama bu bir amelelik değil, bunu ders içinde yapıyorlardı. Kaldırım taşlarını yerleştirmek bir matematik ve geometri işidir. Geometri ve inşaat öğretmeni dersi birlikte işliyorlar. Tarımla ilgili olarak bataklık kurutma dersimiz vardı mesela. Bahçemizde üzerinde sinekler uçuşan bataklıklar vardı. Tarım öğretmeni hepimizi toplayıp bataklık kurutma yöntemlerini anlattı. Bu ders, 2-3 gün sürdü. 1 hafta 10 gün sonra, orası ağaçların dikildiği dümdüz bir alan haline geldi. Sabah kalktığı zaman insan, kendi yaptığı şeye şaşırıyor.
 

Köy Enstitüleri ve Resim Dersi,

Köy Enstitülerinde, resim kavramı yerine güzellik kavramı vardı. Hatta bu konuyu kitabımda güzellik tohumları şeklinde yazmıştım. Elbette resim dersimiz vardı, fakat iş dersi şeklinde yapılırdı. Resim dersinde, mukavva kutular yerine marangozhanede işe yarar tahta kutular yapardık. Birinci sınıftayken resim dersinde bir arkadaşıma ve bana, tahta çanta ödevi verilmişti. Marangozhanede tahta çanta yapıp üzerine yağlı boya ile posta çantası yazmamız istenmişti. Biz bir hafta uğraşmıştık. Üstelik yağlı boya kullanmayı da bilmiyordum. Resim öğretmeninden yardım almak istemedik. Çünkü o zaman işi öğretmen yapmış oluyor. Köy Enstitülerinde her şey böyleydi. Yalnızca resim yaparak güzellik elde edilmiyordu. Güzellik, işle birlikte gelen bir kavramdı. Tonguç, Köy Enstitüleri müdürlerine yazdığı bir mektupta “Artık gözüm güzellik görmek istiyor.” diyordu. Çünkü artık binalar yapılmış ve alt yapı kurulmuştu. Bir an önce öğrencilerin alınabilmesi için acele edilmişti ve iş kavramı ağır basmıştı. Artık güzelliğe önem verilmesi gerekiyordu. Her şey güzel yapılmalıydı.

Resim öğretmenliği çok önemlidir. Bu, Avrupa’da da böyledir. Gazi Eğitimde hoca olduğu dönemde Tonguç, öğrencilerin düz çizgi çizemediklerini, eğri çizdiklerini fark ediyor. …O zaman düşünüyor, niçin eğri çiziyorlar? Tonguç, Almanya’da eğitim görmüştür. Almanya’da küçücük çocukların bile dümdüz çizgi çizdiğini görüyor, işte o zaman diyor ki “Eğitim, uygar bir ortamda yapılmalıdır. Uygar olmayan bir ortamda yapılanlar eğitimsel etki yaratmaz.” Almanya’da, yollar ve pencereler dümdüzdür. Bizim eve bir Alman gelmişti ve sürekli tavana bakıyordu. “Neden bakıyorsun?” dedim. “Eğri bu tavan.” dedi. Almanların, gözü öyle, yani her şeyi düzgün. Almanya’da bu işe anaokulundan başlanıyor. Anaokulunda, çocuklara boya ve kalem veriyorlar, çocuklar ev yapıyor. Çocuk bir taraftan da tuğlalardan eliyle ev yapıyor. Almanya’daki düzgünlük oradan kaynaklanıyor. Bizde, anaokullarında çocukların elini güçlendirecek şeyler pek yaptırılmıyor. Almanya’daki, Alman teknolojisi, anaokulundan başlayan bu eğitime bağlıdır.
 


Söyleşinin tamamını
www.youtube.com/watch?v=y0R5lx3LeDA
adresinden izleyebilirsiniz.

 

Kaynak
ders BELGELİĞİ Çalışma Grubu, 20 Mart 2015 tarihli Pakize Türkoğlu Söyleşisi

Kurgu-Montaj; Aslıhan Mumcu, Aras Yazıcı. Kamera; Hilal Deniz Çılbır. İletişim Sorumlusu; Aslıhan Mumcu. Söyleşi Ekibi; Aslı Kocataş, Aslıhan Mumcu, Burak Kaya, Hilal Deniz Çılbır