Köy Enstitüleri’nin yüksek kısmında tiyatro,
resim ve müzik gibi tüm sanat dallarını içeren bir güzel
sanatlar bölümü vardı. Köy Enstitüleri’nin yüksek bölümünden
çıkanlar, resim öğretmeni ya da müzik öğretmeni olurlardı. Köy
Enstitüleri’nde tamamen üretici eğitim vardı. Üretici eğitim
bambaşka bir yöntemdir. Bugün sizin aldığınız eğitime, yaparak
öğrenme deniyor. Yaparak öğrenme, üretim amaçlı olmayan, küçük
objeler yaparak eğitim vermek demektir. Bu pahalı bir
eğitimdir. Batı endüstri toplumlarının zengin zamanlarında
hayata geçirdikleri bir yöntemdir. Öğrenci orada da resim ve
mimari öğreniyor. Ama çok malzeme ve zaman tüketerek
öğreniyor.
1955 yılında, Köy Enstitüleri kurulurken herkes
okur-yazar olacak diye yasaya koyulmuş. Halkı mesleğe ve
üretime yöneltmek gibi birçok ilkeleri var. İsmail Hakkı
Tonguç, “Bu yöntemle bir eğitim yapmak, hatta sadece bir
öğretmen yetiştirmek için 100 yıl gerekiyor,” diyor. O
zamanlarda bu, biraz da zorunluluktan oluyor. Tonguç, Gazi
Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-iş Öğretmenliği
Bölümü’nden mezun ve iş derslerine giriyor. Orada yaptıkları
ufak tefek araçları-objeleri büyük üretime dönüştürerek bunun
üstesinden gelebileceklerini düşünüyor. “Hem okulların eğitim
giderlerini azaltırız hem de insanları üreterek öğrenmeye
yöneltiriz,” diyor. Bunu yap ve dene diyorlar. Tonguç, bunu
öncelikle öğretmen kurslarında deniyor. Örneğin fasulye ya da
bazı bitkiler yetiştirmek... Bir saksıya bir fasulye konur ve
çocuklar sabah gelip fasulyenin büyüdüğünü görürler. Köy
Enstitülerinde bu uygulama, fasulye tarlasında yapılıyor. Bir
başka örnek, öğrenciler kibrit çöpleriyle gayet güzel maket
evler yapabiliyor. Köy Enstitüleri, bunu bina yapmaya
dönüştürüyor.
…Üretici eğitim yöntemi, 21.yüzyıla örnek
olabilecek bir eğitim modelidir. Köy Enstitüleri, böyle hazır
binalar yapılarak kurulmuyor. …Köy Enstitüleri hiç bir eğitim
kurumunu ve mevcut sistemi rahatsız etmeden kendi sistemini
kurup geliştiriyor. Büyük bir arazi üstünde (600-1000 dönüm),
yola yakın yerlerde, şehrin ve köyün yakınında kuruluyor. Köy
demişken şunu da belirtmek gerekiyor: O dönemler de nüfusun
%85 i köylerde oturduğu için üretici eğitim modeli özellikle
köylerde uygulanıyor. Çünkü kentlerde ve kasabalarda nüfus az.
Onun için, Köy Enstitüleri, köylere ve demir yollarına yakın
yerlerde üretici yöntem ile kendi kendini kuruyor…
…Ben, Aksu Köy Enstitüsü’nde okudum. Öğrenciler
bina, kaldırım ve yol yapıyorlardı. Ama bu bir amelelik değil,
bunu ders içinde yapıyorlardı. Kaldırım taşlarını yerleştirmek
bir matematik ve geometri işidir. Geometri ve inşaat öğretmeni
dersi birlikte işliyorlar. Tarımla ilgili olarak bataklık
kurutma dersimiz vardı mesela. Bahçemizde üzerinde sinekler
uçuşan bataklıklar vardı. Tarım öğretmeni hepimizi toplayıp
bataklık kurutma yöntemlerini anlattı. Bu ders, 2-3 gün sürdü.
1 hafta 10 gün sonra, orası ağaçların dikildiği dümdüz bir
alan haline geldi. Sabah kalktığı zaman insan, kendi yaptığı
şeye şaşırıyor.
Köy Enstitüleri ve Resim Dersi,
Köy Enstitülerinde, resim kavramı yerine
güzellik kavramı vardı. Hatta bu konuyu kitabımda güzellik
tohumları şeklinde yazmıştım. Elbette resim dersimiz vardı,
fakat iş dersi şeklinde yapılırdı. Resim dersinde, mukavva
kutular yerine marangozhanede işe yarar tahta kutular
yapardık. Birinci sınıftayken resim dersinde bir arkadaşıma ve
bana, tahta çanta ödevi verilmişti. Marangozhanede tahta çanta
yapıp üzerine yağlı boya ile posta çantası yazmamız
istenmişti. Biz bir hafta uğraşmıştık. Üstelik yağlı boya
kullanmayı da bilmiyordum. Resim öğretmeninden yardım almak
istemedik. Çünkü o zaman işi öğretmen yapmış oluyor. Köy
Enstitülerinde her şey böyleydi. Yalnızca resim yaparak
güzellik elde edilmiyordu. Güzellik, işle birlikte gelen
bir kavramdı. Tonguç, Köy Enstitüleri müdürlerine yazdığı
bir mektupta “Artık gözüm güzellik görmek istiyor.” diyordu.
Çünkü artık binalar yapılmış ve alt yapı kurulmuştu. Bir an
önce öğrencilerin alınabilmesi için acele edilmişti ve iş
kavramı ağır basmıştı. Artık güzelliğe önem verilmesi
gerekiyordu. Her şey güzel yapılmalıydı.
Resim öğretmenliği çok önemlidir. Bu, Avrupa’da
da böyledir. Gazi Eğitimde hoca olduğu dönemde Tonguç,
öğrencilerin düz çizgi çizemediklerini, eğri çizdiklerini fark
ediyor. …O zaman düşünüyor, niçin eğri çiziyorlar? Tonguç,
Almanya’da eğitim görmüştür. Almanya’da küçücük çocukların
bile dümdüz çizgi çizdiğini görüyor, işte o zaman diyor ki
“Eğitim, uygar bir ortamda yapılmalıdır. Uygar olmayan bir
ortamda yapılanlar eğitimsel etki yaratmaz.” Almanya’da,
yollar ve pencereler dümdüzdür. Bizim eve bir Alman gelmişti
ve sürekli tavana bakıyordu. “Neden bakıyorsun?” dedim. “Eğri
bu tavan.” dedi. Almanların, gözü öyle, yani her şeyi düzgün.
Almanya’da bu işe anaokulundan başlanıyor. Anaokulunda,
çocuklara boya ve kalem veriyorlar, çocuklar ev yapıyor. Çocuk
bir taraftan da tuğlalardan eliyle ev yapıyor. Almanya’daki
düzgünlük oradan kaynaklanıyor. Bizde, anaokullarında
çocukların elini güçlendirecek şeyler pek yaptırılmıyor.
Almanya’daki, Alman teknolojisi, anaokulundan başlayan bu
eğitime bağlıdır.